ÖZDERE 2009

12/7/2009 ·

Nil'in hastalığının araya girmesiyle yazmaya fırsat bulamadığım tatilden bahsedeceğim. Bu kızımla tek başımıza çıktığımız 2. tatil. Geçen yıl çok küçük olması sebebiyle hiç birşey anlayamadığım anneanne-dede tatili bu yıl harikaydı. Havaalanından İzmir'e indiğimizde yüzümüze çarpan güneş ne beni ne de Nil'i rahatsız etti. Sımsıcak turuncu güneşe yüzümüzü vere vere bizi havaalanından alan canım kuzenim Yeşim, eşi harika insan Mustafa ve tatlı kızları Duru ile Özdere yoluna çıktık. Annem -babam , teyzem-amcam dörtlüsü gelişimizi bahçede bekliyorlardı. Ege insanına has bağırış, çığırış, kahkaha ve bir ağızdan konuşma, sarsıntılı kucaklaşma ile içeriye alındık.  Anne elinden çıkma muhteşem kahvaltı eşliğinde yine hep bir ağızdan muhabbett ettik. Bu bir ağızdan hep bir anda yapılan muhabbetin tamamen bize has bir özellik olduğunu düşünüyorum. Bir ağızdan aynı anda konuştuğumuz gibi herkesin ne dediğini çok iyi anlama yeteneğine de sahibiz alimallah ! Sevgili kuzenim 5 gün Özderedeydi. Birlikte denize girdik bol bol sohbet ettik. Duru ile Nil de arkadaş olmayı öğrendiler. Hoş Duru bunu çoktan biliyor yaş itinariyle de benim kızım henüz yeni; yaş 2. Hafta sonu 2 numara kuzen Yeliz 4 aylık bebişi Arca ve tatlı kocası  İlker  ile aramıza katılınca tam şenlik oldu. Abimler ve halamların sürpriz yaparak gelmeleri ise kaymaklı ekmek kadayıfı!. Maaile biraradaydık. İçim çoştukça coştu. Onlara bakarken mutlu olduğum bu saatlerin sonu olduğu aklıma geldikçe bir çimdik atıp keyfini çıkarmaya baktım. Bu sefer yeğenim Mert Ömer ile Nil çok iyi anlaştılar. Birlikte top oynayıp müzik eşliğinde
dans ettiler. Mükemmel geçen günün sonunda önce halamları sonra abimleri uğurladık. Ne kadar şanslıyım böyle bir ailem olduğu içn. Ne kadar mutluyum. Hem Nil hem de benim için çok güzel anılar birikti cepte.  Nil bol bol anneanne ve dedesiyle birlikte vakit geçirdi; yeğeni Duru, komşu kızı Ece ve komşu oğlu Ahmet ile birlikte oyun oynamayı ve ders çalışmayı (!) öğrendi. Yani bir parmak da olsa büyüdü. Bizi tekrar görmeye gelen Yeliz ile bol bol sohbet edip denize girdik. Aslında konuşmaktan pek de giremedik :))) Ama sohbet herşeyden tatlı . Şimdi Eylül'de, bu sefer sevgili eşimin de  geleceği Özdere tatilini düşlüyor, anneanne ve dedeyle geçirilecek bayramı özlemliyoruz.

Yorum (4) Yorum yaz!

HİS

12/7/2009 ·

Ne zaman başladığını tam olarak bilmiyorum ; olacak iyi ya da kötü şeyleri rüyamda görürüm. Ve her defasında da Yüce Yaradan'a yalvarırım benden al bu yeteneği diye ( tabii yetenekse). Güzelse gördüğüm şey sorun yok tabii ama kötüyse akşamı, sonraki günü ve diğer günleri ta ki içimi huzursuz eden şey ortaya çıkana dek yer biter içim. Artık bu rüyalara,  uyanıkken de husursuz olma ve buna ekli nedeni bilinmeyen ağlamalarda dahil olmaya başladı. Biliyor, hissediyorum beni üzecek şeylerin yakınımda çok yakınımda olduğunu. Çaresizce bekliyor ve birşey yapamamanın çaresizliği bu duygunun ağırlığıyla ağlıyorum. Geçen salı günü yine içimde bir sıkıntı; çöktü üzerime bir ağırlık. Nil her zamanki gibi kuduruyor ama diğerlerinden farklı değil. Aman Allah'ın kulaklarım çınlıyor, içimde bir sıkıntı ve baskı . Atamıyorum üzerimden. Yapabileceğim sadece ağlamak, ben de onu yaptım. Dedim ki geliyor, geliyor birşey Zühre. Şimdi okuyanlar diyecek ki aman efendim pozitif düşünce, iyi düşün iyi ol vb. Ama beni çok yakından tanıyanlar hayatta benim kadar pozitifini görmediklerini söyleyeceklerdir hiç düşünmeden. Bu başka birşey. Bu ne olacağını bilemeden biliş, bekleyiş ve çaresizlik. Neyse o gün geçti çok şükür. Ertesi gün saat 18 de Nil uykudan uyandığında ateşliydi. 37,5. Emin olduktan hemen sonra bir fitil attım ve birazdan düştü. Ve benim içimdeki alevde bilinmezin vuku bulmasıyla biraz olsun söndü. Ama biliyordum henüz bitmediğini. saat 22 de tekrar çıkmaya başladı. Sevgili eşim aakşamı rahat geçirme adına hastaneye gitmemizin iyi olacağı fikrini ortaya atınca hiç vakit kaybetmeden yola döküldük.  Ay, olacakları bilip de söylemek istemezmiş gibi tül bir perdenin arkasından bize bakıyordu. Göz göze geldik. Bitmedi daha değil mi gecemiz dedim, bitmedi içimi dağlayan bu sıkıntının sebebi henüz. Bitmedi der gibi çıkmadı, çıkamadı perdenin arkasından üzgün. Hastaneye vardığımızda Nil'in ateşi 40 a çıktı. SAnki elektriğe tutulmuş gibi titremeye başladı bebeğim. Ne oldu nasıl oldu anlamadık. Evde ateşi 37 idi. Hemen ıslak ve soğuk havlu getirdiler, sardık yavrumu. 3 saat sonra ancak inebildi ateşi. Benim günlerdir içimde yanan ateşte söndü. Olacakları bilmeden, bilemeden yaşadığım çaresiz bekleyiş beni perişan etti. Bedenim kül . Ruhumun hissttikleri beni çok zorladı bu sefer. Nil 3 günün sonunda iyi. Sebebi ise belli değil. Ne soğuk algınlığı ne de başla birşey bulabildiler. Ve ben bir kez daha YAradan'a hem şükrettim hem de bana zaman içinde artan bu hissedişi geri alırsa daha da  mutlu olacağımı söyledim.

Yorum (yok) Yorum yaz!

DEĞİŞİM

22/5/2009 ·

"Değişim" le yola çıktılar işin başında. Ses getirdi, başa geçtiler. Ama zamanla bu değişim hep kendi fikirleri üzerinden yapılan siyaset - politika sonrası icraata dönüştü. İcraatları hep kendilerine yönelik değişimleri içerdi. Birşeyleri değiştirmek için yola çıkmışlardı ve değişim ilk etapta beyinleri laik-müslüman olarak böldü. Atatürk'ü beyinlere din düşmanı olarak ektiler ve yahut çalıştılar. Ne kadar başarılı oldukları önümüzdeki 50 yıl içerisinde belli olacak. Şimdiki zamanda belli olanlar ise günaydın-merhaba yerine selamün aleyküm-eyvallah'la başlayan , askeri halka düşman eden ve benzeripek çok değişimler. Bu değişiklikler onları sarmamış olacak ki şimdi de kürt sorunu üzerine eğildiler. İlk buldukları çözüm yollarından biri ise g.doğudaki dağlara yazılan yazıların silinmesi yada aza indirilmesi. " Ne Mutlu Türk'üm Diyene",  " Türk Öğün Çalış Güven" gibi içerisinde Türk kelimesi içeren Mustafa Kemal'in sözleri. Arkadaşlar eleştiri ve tartışmaya çok açık ya,  saygın Milli Eğitim Bakanı öğrenci andını da tartışmaya açık bıraktı. Ağzım açık izliyorum, inanamıyorum olanlara. Özgürlüklerin anlamı kanlarımızla sıvanmış bu toprakları bölgelere ayırıp birilerine peşkeş çekmek mi? Ne zamandan beri TÜRK kelimesi g.doğuda yaşayanların kompleksi haline geldi ne zaman ? Tek milleti oluşturan farklılık sadece kürt mü? Hani bunun çerkezi,lazı,boşnağı,arnavutu,rumu,ermenisi hani? Uçuruma sürüklenirken ve sonucu görürken bir şey yapamamak, çığlık atarken sesimi duyamamak, uyanmak isterken hala bu kabusu görmek. Uyanmak istiyorum bu rüyadan. Biri beni uyandırsın Atatürk'ün çağdaş,laik,medeni,sosyal devletine. Biri beni uyandırsın lütfen ! Lütfen!

Yorum (3) Yorum yaz!

BABA EVİ

24/4/2009 ·



Doğup büyüdüğüm,28 yılımı geçirdiğim babaevinde  sabahları uyandığımda yaptığım ilk iş yukarıdaki manzarayı çektiğim oturma odasına koşar denize bakmak olurdu; yüzümü bile yıkamadan. O günkü hava durumunu denize bakar öyle çözerdim. Deniz dalgalı mı, durgun mu, açık mavi mi yoksa koyu mu ? Her sabah, ama her sabah böyleydi;  değişmeyen. Şanslıydım. Geçen ay babaevindeydim. Bu sefer sabahlara akşamları da katarak baktım doyasıya. Güneşe, aya, kepçe yıldızlara, samanyoluna. İçime çektim doyasıya imbatı, körfezin iyot dolu kokusunu . Tüm aileyle birlikte geçirdiğim 13 gün yetmedi, yetmez de. Dönüş günü öncesinde babamdan bana miras kalan yolculuk stresinin yanına bir de hüzün eklenince gözyaşlarına hakim olmak zor oldu. Kesede biriktirdiklerimizin içinde Nil'in anneannesiyle birlikte kudurma  seyansları ile dedesiyle traş keyfi, evi bolca karıştırma ve dağıtma saatleri ve daha nice güzel anlar.. Sahip olduğum en değerli varlıklarım annem ve babamı huzur dolu babaevinde bırakıp geri dönerken gözyaşları arasında sürekli mırıldandığım sağ olun, varolunla İstanbul'a geri döndük.

Yorum (2) Yorum yaz!

İSTANBUL

27/2/2009 ·

" İstanbul'u mu yaşamak yada İstanbul' da mı yaşamak .." demiştim yıllar evvel yaptığım bir bestenin sözlerini oluştururken. O zamanlar İzmir' de yaşayan ama gönlü İstanbul' da atan ben için "İstanbul' da yaşamak" tı herşey. Anfinin ya da defterin muhtelif yerlerine İstanbul semt isimlerini yazarken orada olduğumu düşünerek mutlu olur, biraz daha yaklaşırdım İstanbul'a. Aradan geçen dokuz sene sonunda bu bestenin sözlerini yazarken bile farketmediğim İstanbul'da yaşamakla İstanbul'u yaşamanın ne denli bir uçurum arz ettiğini öğremiş oldum. Burası İstanbul.  Aşık olunan , seni tutsağı haline getiren bu şehir ; acıtan, kahreden , tutsak eden aşığını bir süre sonra bu aştan yorgun, behbat, usanmış ; bu duygudan kurtulmak için onu öldürmeyi düşünen çılgın haline sokuyor. Medeniyet beşiği denilen, bir imparatoruğun üzerine bir imparatorluk daha kurulan bu topraklarda neler oluyor ? Geçen zaman, beyinde ve ruhda paralellik gösteren, bilimle pekişen ,sanatla büyüyen  mutlu toplumlar oluşturmaktan çok uzakta . Ters orantı iş başında. Aşığına destan yazdıran , aşk yeminleri ettiren bu şehirde artık uluslararası terör örgüt başları toplantı yapıp cihat yeminleri ediyor. Fatih' in engin hoşgörüsü ancak tarih kitaplarında hatırlanacak ve bir süre sonra bu hoşgörüsü İstanbul'u fethetmiş olmasına rağmen kınanacak bir zaafiyet olarak görülecek . Rum'u, Ermenisi, Musevisi inatla biz Osmanlıyız , buralıyız, Anadoluluyuz deseler de bir bir gönderilecekler evi olmadıkları  ve hiç yaşamadıkları ülkelerine ( ! ) . Burası İstanbul. " İstanbul'u mu yaşamak yada İstanbul' da mı yaşamak.." .

Yorum (5) Yorum yaz!

LODOS

14/2/2009 ·

Başım ağrıyor ; bir uğultu içinde ,kavga halinde . Canım da sıkılıyor, dokuz boğum boğaz tek boğuma düşmüş, isyan ! Anlamsız kalan zaman bana, yetmiyor. Boşuna her şey, gibime geliyor. Dışarısı karanlık, yağmur, pis bir rüzgar . Rölantiye alınmış hayat depara kalkacak, saat tik tak. Vade tarihi uzak değil, müruru zaman.  Hayat akıp gider, derya deniz bitap. Bu lodos bir hafta daha devam ederse ben gider güme hey hat !

Yorum (8) Yorum yaz!

PLAN-PROGRAM

1/2/2009 ·

Öğrencilik yıllarımda sık sık plan yapar,  bu planı yerleştirecek cicili bicili defterler almış olsam da üçünü gerçekleştirsem beşi kesin kalırdı. Böylelikle plan yapmak yapmamaktan daha vicdan azabı içeren bir durum olup çıkardı. Ben ara ara plan yapmaya karar verdiğimde hep bu vicdan azabı ve iç sıkıntısını düşünür plandan vazgeçerim. Ama içimdeki kurtlar beni bu aralar yine dürtmekte plan yapmak üzere. Mesela Şubat ayı içerisinde Nil'i yakınlarda bulunan oyun evine düzenli götürmeyi ve onu kreş öncesi döneme hazırlamayı, sevgili kocamın göz ameliyatını , ardından doktor izin verirse umre gezisini ve bu gezi ile aynı zamana denk gelmesini umduğum İzmir seyehatimi  p-lan-la-mak  inanın istemiyorum. Çünkü planlarsam gerçekleştiremiyorum. Düz duvara tırmanmaya çalışan Mert Ömer'i  ve ailenin diğer fertlerini görmeyi ve tabii ki ailenin en küçüğü Yeliz'in bıcırığı Arca' nın doğumuna yetişmeyi çok arzuluyorum. Bak yine planlıyorum demiyorum. Ne olur ne olmaz. İş plana kalınca bozuluyor.  Plan-milan  yok !

Yorum (4) Yorum yaz!

ONUR AYTUN

17/1/2009 ·

Çocukluğumun en canlı hali onun kamerasından çıktı. Hoplayan zıplayan ve ikizleri arkasına takıp Efes Harebelerinde koşturan cadı Zühre onun misafir odasında açtığı beyaz perdede göründü ilk. İlk defa Horel& Hardy ile tanıştı o perdede Zühre. Onlara hayran kaldı, ve hala en fazla gülebildikleri onlardan ibaret.  Gittiğimiz her yerde birkaç kare bizlerden sonra börtü böcek ,çiçek  ve manzara çekmeye bayılırdı. Derin sinema tutkusu babamla bir araya geldiklerinde enfes muhabetlere dönüşürdü. O rejisör , bu prodüktör , şu aktris ,bu aktör ve filmler filmler filmlerrr...Çoğu zaman ikizlerle oynamaktan çok daha keyifli gelirdi sinema sohbetleri ve film arşivleri. Tam bir klasik müzik tutkunuydu. İzmir Senfoni Orkestrası' nın hafta sonu konserlerini kaçırmazdı. Pek çok konseri  yan yana seyrettik. Her konserde de orkestraya eşlik ettiğine tanık oldum. Gözlerini kapar senfoni ile bütünleşerek mırıldanırdı. Bu mırıltı ara ara yüksek volümlere dayandığında etraftaki insanların gürültüden değil , nasıl bu kadar herkes tarafından çok da bilinmeyen eserlere eşlik edebildiğine hayret bakışlarını yakalar ve gülmekten kendimi alamazdım. Hollwood 'dan çıkıp gelmiş Gene Kelly' di benim için. Saçlarını muntazaman arkaya doğru taraması, dans ayakkabılarını andıran herkeste göremediğim potinleri ve yıllar içinde hiç değişmeyen fiziğiyle hayran olduğum Gene' di. Çocukluğumda öğrendiğim şiir ve marşların pek çoğu  Atatürk' ün ilk öğretmenlerinden olan annesi Leman Teyze' ye aitti. O cumhuriyet kadını tarafından yetiştirilmiş Cumhuriyet Çocuğu idi.  Medeniyet, görgü, kültür, zerafet tüm hayatına hakimdi. Şimdi sevdiklerinin dualarıyla uğurlanıyor. Ebediyetteki yolculuğu da eminim ki buradan daha iyi bir yerde olacak. Hayatımda tanıdığım en Atatürkçü, en medeni, en centilmen, en saygı değer en asil insan ! Yolculuğunda meleklerin gücü , Allah'ın nuru seninle olsun, Ruhun Şad olsun !

Yorum (2) Yorum yaz!

ESKİ KÖYE YENİ ADET

2/1/2009 ·

Her yıl başı arifesinde çam ağacı kurma ve yılbaşını kutlama konusunda Hakan'la kısa ve net bir polemik sonrası kaderime küsüp İzmir'de geçirdiğim yılbaşıların bana bir ömür yeteceğine kanaat getirip susardım. Bu yılbaşı öncesi de kurtlarım kaynayıp dursun kendi kendime söz verdim konuyu açmamak üzerine. O hafta Berrin ablalara gittiğimizde konu geldi dolaştı yılbaşına kondu.  Hakan ve ailesi babadan gördükleri üzere o gece herhangi bir kutlama yapmazlar, hatta tv deki eğlenceyi bile babadan çekine çekine izlerlermiş. Bu o kadar yer etmiş ki hepsine , aradan yıllar yılllaaarrrr geçmiş olsa da o gece hindi yada tavuk yiyecekleri varsa bile yememişler, hiç bir yerlere çıkmamışlar. Bu onlarda bir gelenek halini almış ve öyle de kalmış. Neyse bu hatıralar konuşulurken ben de İzmir'deki yılbaşılarımızı anlatım. Sizler kutlamasanız bile önemli değil o gece benim içimdeki havai fişeklerini kimse söndüremez dedim.  Güldük, bol bol geyik yaptık. Yalnız bir ara Bekir Abi yılbaşı gecesine oraya davetli olduğumuzu ve hindi yenileceğini söyledi. Aman efendim bu geyik onlara nasıl geldiyse bir güldüler bir güldüler. Sizin anlayacağınız hindi fantezisi  yaptılar kendi aralarında. Hakan ablasına korkuyla karışık bunun doğru olma ihtimalini sorduğunda aldığı yanıt eniştesinin dünya dursa ancak böyle birşey yapabileceği oldu da rahatladı. Neyse gelelim malum geceye. Maaile gittik yemeğe. Aman efendim bir sofra ki görmeyin. Annemin hazırladığı yılbaşı softası yanında çekirdek kalır. Herkes ilk defa yılbaşı gecesi dışarıya çıkmış olmanın şaşkınlığını üzerinden atamamışken bir de bu softayı görünce daha da afalladı. Yemekler geldi. Söylemesi ayıptır et. Hııı çok şaşılacak bir şey değil. Herkes bir ohh çekti.  Ama her 10 dk. da bir Bekir abi sürprizin en sona saklandığını ve doymamamız gerektiği ikazında bulunuyordu. Ne olabilir? TAtlı falandır diye düşünülürken BOOMBAAA! Kocaman bir sini içerisinde içi pilavla doldurulmuş kocaman bir HİNDİ. ŞOOOKKKK! Herkesin yüzündeki ifadeyi ancak ben çözer, anlarım .  Önce dondu kaldılar. Bekir Abi bu jestin bana yapıldığı açıklamasını yaparken hala donmuş duruyorlardı. TAbii önce ben atladım hindiye; madem ki benim şerefime. Kızımla ben koca bir butu indirdik mideye. Sabit düşüncelerin ve yargıların insan hayatlarını nasıl şekillendirdiğine çok yakından tanık olmuş oldum o gece. Yargılar çatır çatır kırıldı. Yılbaşı gecesi ilk defa dışarı çıkmanın vermiş olduğu tedirginlik, huzursuzluk, aidiyetsizlik, kötü beklenti yerini sıcaklığa bıraktı. Yılın son günü birlikte yenilen yemek her ne olursa olsun önemli olan  "birlikte" olmaktı. İsa'nın doğum günü değil yeni başlanılacak yıla birlikteliğin vermiş olduğu güçle bezenerek "merhaba" demekti.
Yemekler yenildi ve benim kocam gördü ki dünya tersine dönmedi. Yukarıdan taş yağmadı. Beklediği aksilikler doğmadı. Bu durumun hızıyla bir de annemlere telefon açıldı yeni yıl kutlandı. BAk bu kadarını beklemiyordum doğrusu ama o yemek ne kadar iyi hissettirdiki kendisini benim haberim olmadan bunu yaptı.
2009'a bir önyargının kırılmış olması hissiyle girmiş olmak beni çooook rahatlattı  ve mutlu eti.  Bekir Abi'nin yaptığı şey atomun parçalanmasından daha zordu. O hem kendi yargısını hem de 40 yıldır gelen aile geleneğini yıkmış oldu. Ben ? Ben bu işe en çok sevinen taraf oldum tabii ki. En çok da büyümekte olan NİL adına. 

Yorum (4) Yorum yaz!

SÜRPRİZ !

2/1/2009 ·

Geçen hafta annemin teyzemlerle birlikte İstanbul'a gelecekleri müjdesi ile güne başladım. Önce bize gelecekler, bir kaç gün kaldıktan sonra Beyoğlu'na geçeceklerdi. HAkan'la hemen hava durumuna baktık ki o hafta kar var. Hem korktuk hem de bizimkilerin kar özlemini bildiğimizden sevindik. Hava muhalefeti nedeniyle 1 saat rötarlı gelebildiler . Bu zaman kadar etrafatki herkesi tokat manyağı yapan BAlkız bizimkileri görünce bir sevindi bir şımardı ki sormayın. Bir yakınlık bir alaka, bir cilve ... Çok mutlu oldum. Sosyal yanı kıt olacağına tam inanmaktaydım ki böyle bir gelişim ve değişim kaydetmesi beni çok mesut etti. Kızımn birden iki anneannesi iki de dedesi oluverdi. Anneanne'ye "nenne" dese de bu bizimkilere yetti de arttı bile. Hele amcamın kucağından inmemesi...Herşey çok güzeldi. Evimize bu mevsimde bahar havası taşıdılar. Nefis ve muhabbetle bezenmiş uzun kahvaltı sofraları, akşam üzeri içilen amcamın ve teyzemin çok sevdiği cappicinolar ve bol hareket alışık olduğumuz sessiz ve sade hayatımıza renk kattı. Nil bayıldı bu hareketli,bol sohbetli ve bol kahkahalı ortama. Böyle bir tablodan sonra Nil anne babası olarak bizim çok sıkıcı olduğumuz kanaatine varmış olduğundan eminim. Zira giderlerken arkalarından çok göz yaşı döktü, çok ağladı yavrucak. Bu arada teyzem ve amcamın yüksek zevkle birleşen beceriklilikleri sayesinde evimizin misafir odasının dizaynı değişti. Bittikten sonra tanıyamadım odayı.Muhteşem oldu. Karı-koca olarak bu konuda kimse ellerine su dökemez. Vitrin bekleyen ve bu sayede kimsenin dikkatini çekmeyi başaramamış nefis tabaklar teyzemin buluşu sayesinde arkalarına askı yapılarak antredeki yerlerini aldılar. Sanki tatlı cadı ile yine cadı olan tatlı kocası nanik nanik yaparak evi istediğimiz hale getirdiler. Bize de Hakanla sevinçten zıplamak düştü. Yine birarada olduğumuzda aynı şeye kanaat getirdim. Göz görmeyince gönül katlanırmış. Evet aynen öyle. Birarada olup,bunun keyfini yaşayınca gönül katlanamıyor.  Zaman geçmesin canlar hep birarada olsun istiyor. Yürek sıkışıyor, hiç bitmesin istiyor. Ama bitiyor. CAnlar sağ olsun !

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::